“Ne darağaçlarına çevrilecek bir ormanım, ne
fena niyetlerimi dindirecek bir köyüm, ne zindanlı bir şatom, ne de bana
yaltaklanacak, dalkavukluk yapacak adamlarım, muhafızlarım var. Bu
bakıma ve bu ölçüye göre ben büyük bir senyör sayılmam. Fakat insanlık
ve şeref bakımından aramızda hiçbir fark olmadığına inanıyorum. Tıpkı
kılıçlarımız arasında fark olmadığı gibi.”
Yıl 1553.
Dışarıdaki
savaşlardan çok, içerideki entrikalarla boğuşan Fransa diken
üstündedir. Üstelik Protestanlarla Katolikler arasındaki mezhep savaşı
cephelerden taşmış Paris sokaklarına dek ulaşmıştır. Bu hengamede,
aşklarını yaşayamadan ayrı düşen François de Montmorency ile Jeanne de
Piennes’in başına gelen korkunç bir olay, bundan 16 yıl sonra bambaşka
nefretleri, bambaşka sevgileri ve bambaşka maceraları beraberinde
getirir.
Bu maceranın merkezinde ise baba-oğul Pardaillanlar vardır.
Pardaillanlar kahramanlıklarıyla nam salan, kazandıkları parayı sürekli
dağıttıklarından ötürü eski püskü kıyafetlerle gezinen, yazın susuzluğa,
kışın açlığa talim eden iki gezgin şövalyedir. Ancak yeri geldiğinde
yemeğin en iyisini yemeği, kızların en güzeline sevdalanmayı da bilen bu
iki şövalye, aşk ve dostluk için canlarını tehlikeye atmaktan
çekinmezler.
Michel Zévaco’nun 1900’de tefrika şeklinde yayınlamaya başladığı, Sartre’ın keşfi ve teşvikiyle bir efsaneye dönüşen Pardayanlar serisi, gözden geçirilmiş eksiksiz çevirisiyle yeniden okurlarının karşısında.







